Bakalit ve Faturan gibi fenol bazlı polimerlerin piyasaya sürülmesiyle eş zamanlı olarak, 20. yüzyılın başlarında Almanya ve Fransa’da geliştirilen bir diğer devrim niteliğindeki polimer “Galalit”tir (Galalith). İsmini, kökenine doğrudan bir gönderme yapan Yunanca “süt” (gala) ve “taş” (lithos) kelimelerinin birleşiminden almaktadır. Galalit, inek sütünden elde edilen doğal kazein proteininin (süt loru), kimyasal işlemlerden geçirilip kurutulması, sıcak preslerde şekillendirilmesi ve nihayetinde haftalar süren formaldehit banyolarına daldırılarak polimer zincirlerinin çapraz bağlanmasıyla (polimerizasyonu) üretilen organik esaslı, yarı-sentetik bir plastiktir.
Osmanlı pazarında ve antika tesbih dünyasında “Fransız Sıkması”, “Galalit Sıkma” veya “Fransız Galaliti” gibi isimlerle anılan bu materyal, Faturan’ın en güçlü muadillerinden biri olarak mücevher ve aksesuar dünyasında prestijli bir yer edinmiştir. Tesbih zanaatı açısından incelendiğinde Galalit, formülündeki protein ve formaldehit bağları sayesinde diğer birçok erken dönem sentetik reçineye göre (özellikle selüloit türevlerine) daha yoğun, daha katı ve ağır bir fiziksel yapıya sahiptir. Bu yüksek yoğunluk, tesbih çekiminde ustaların ve kullanıcıların en çok aradığı o mukavim, “oturaklı”, ele tam oturan ve habbeler birbirine çarptığında tok bir akustik veren ideal çekim ergonomisini kusursuz bir şekilde sağlar.
Görsel ve estetik olarak Galalit habbeleri genellikle mat, yarı-saydam veya tamamen opak formlarda bulunur, şeffafımsı Faturan’lardan bu yönüyle ayrılır. Galalit tesbihleri fenolik reçinelerden (Bakalit/Faturan) ayırmanın en bilimsel ve kesin yolu koku (sniff) ve ısı testidir. Habbe sıcak su altında ısıtıldığında veya sert bir şekilde kumaşa sürtüldüğünde, fenol bazlı reçineler tıbbi, karbolik bir koku (okul laboratuvarı kokusu) yayarken; Galalit, içerisindeki doğal kazein (süt proteini) moleküllerinin uyarılması nedeniyle bariz bir “yanık süt” veya yanmış kemik/saç kokusu açığa çıkarır. Galalit tesbihler, tıpkı Faturan’lar gibi zamanla yaşayan nesnelerdir. On yıllar boyunca ortamdaki oksijen ve UV ışığı ile etkileşime girdikçe, yüzeyleri yavaş yavaş asil bir şekilde matlaşır, kılcal renk kırılmaları ve patinalar oluşturarak geçmişin izlerini taşıyan antik, koleksiyonluk bir şahesere dönüşür.
