Tesbih üretiminde organik reçineler (kehribar, faturan), mineraller (akik, oltu) ve sert ağaçların (kuka, pelesenk) yanı sıra, tarihsel olarak hayvansal kaynaklı sert dokular da lüks ve statü sınıfında değerlendirilmiştir. Bu materyallerin en çok bilineni ve tartışılanı Fildişi olmakla birlikte; mors dişi (walrus tusk), narval boynuzu, balina dişi ve deve kemiği gibi çeşitli hayvansal donatılar yüzyıllar boyunca saray atölyelerinde tesbih yapımında kullanılmıştır. Günümüzde, yaban hayatını, biyolojik çeşitliliği koruma bilinci ve CITES (Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme) kapsamında, modern fildişi ticareti dünya genelinde katı yasaklara, kısıtlamalara ve ağır cezalara tabidir. Ne var ki 1947 (veya bölgesel regülasyonlara göre 1970’ler) öncesine ait yasal sertifikalı antikalar veya mors dişi gibi alternatif malzemeler, etik çerçeveler dahilinde ticaretine izin verilen ve az bulunurluğundan ötürü koleksiyonerler arasında astronomik değerlere ulaşan materyallerdir.
Fildişi, kimyasal ve biyolojik olarak büyük ölçüde kalsiyum fosfat ($Ca_3(PO_4)_2$) ve organik dentin dokusundan (diş minesi ve kemik matrisi) oluşur. Gerçek bir fildişi habbesini, piyasadaki sayısız modern polimer veya kemik tozu taklitlerinden ayırmanın en bilimsel mikroskobik yöntemi, “Schreger Çizgileri” (Schreger Lines) adı verilen yapısal deseni incelemektir. Habbenin kesit veya kavisli yüzeyine yatay bir ışık tutulduğunda, fildişinin büyüme evrelerini yansıtan, birbiriyle dar veya geniş açılarla kesişen ince çapraz ağsı desenler (bir nevi parmak izi) görülür. Sentetik hiçbir malzeme bu karmaşık üç boyutlu organik büyüme ağını kusursuz olarak taklit edemez.
Fiziksel geribildirim açısından fildişi tesbihler, reçine (kehribar) veya ahşap malzemelere kıyasla çok daha ağır, yoğun, tok ve ele alındığında serin bir yapıya sahiptir. Pürüzsüz hücresel yapısı sayesinde tornada çok yüksek bir cila alır ve habbeler birbirinin üzerinden adeta kayarak, pürüzsüz bir çekim hissi sunar. Tesbihin estetik evrimi (patina oluşumu) zaman ve insan teması ile doğrudan ilişkilidir. Tornadan ilk çıktığında beyaz veya açık krem rengi olan fildişi; zamanın, oksijenin ve özellikle insan cildinden habbelere geçen ter ile doğal yağların etkisiyle yaşlanır. Orijinal kırık beyaz renk zamanla sararır, altın sarısına döner ve nihayetinde on yıllar süren kullanım sonucunda koyu karamel veya kahverengi bir patina rengine ulaşır. Usta zanaatkarlar fildişini işlerken, malzemenin doğasına, organik büyüme çizgilerine saygı göstermek adına genellikle çok abartılı oyma veya fasetli kesimler yerine, malzemenin kendi iç damarını ve Schreger çizgilerini öne çıkaran sade, minimalist “küre”, “beyzi” veya “arpa” kesimleri tercih ederler.
Bu araştırma raporu, tesbih sanatının yalnızca estetik bir tasarım değil; jeoloji, botanik, sentetik kimya mühendisliği ve yüksek el sanatlarının iç içe geçtiği çok disiplinli bir materyal bilimi sahası olduğunu kanıtlamaktadır. Milyonlarca yıllık organik süksinit polimerizasyonundan, yirminci yüzyıl fenol-formaldehit oksidasyonuna; volkanik kalsedonun litoterapik şifasından, Guaiacum ağacının mekanik mühendisliğine kadar uzanan bu spektrum, tesbihi modern dünyada insanın doğa, bilim ve tarihle kurduğu eşsiz bir dokunsal köprü haline getirmeye devam etmektedir.
